✓Selam günlük✓

Sana 24 yaşımda geldim. Büyürken sensizdim, çocukken sensizdim. Sensiz hayat zor değildi. Ama bu yaşta, yalnız yaşadığım evimde, kimseyi tanımadığım bi şehirde, bi şeylere çabalayan mühendis bir genç kadın olarak sana geldim.

İnsanları o kadar anlamıyorum ki bazen. Neyi neden yaptıklarını anlamaya çalışırken hep kendimden ödün veriyorum. Sınırları aşıyorum. Çaresizliğimden değil çoğu ısrarım. Asla çaresiz hissetmiyorum. (Bir anım bir anımı tutmaz ki benim bi konuya çare aramadım hiç.) Karşı koyamadığım bir merak. Neden yaptı?. Neden öyle söyledi?. Ned n gitti?. Niye bunu düşünüyor?.

Külkeçisi!

Kimseyi değiştiremezsin. Kendi doğruların yalnızca senin doğruların. İnsanları buna uyduramazsın. Ayrıca her şey gördüğün kadar olmayabilir. Asla anlamadığın şeyler olmuş olabilir. Karışma! Kendi dünyanı kendi doğrularınla güzelleştir. Kendi çiçeklerini sula. İsteyenlere aç sevgidolu kalbini. Önce kalbine sevgi doldur. Önce sen. Önce kendin. Sonra da seni sevenlerle hak ettikleri kadar paylaş.

Bazıları üzmek isteyebilir. Asıl amacı kendi mutsuzluğundan kurtulmaktır belki de. Belki de taşıyamıyordur üstündeki yükü ve senin mutsuzluğunla mutlu olacaktır. Bilemezsin. Kimseyi üzme. Kötü kalpli olma. Ama kimseye de izin verme kalbindeki çiçekleri soldurma kimse için.

Güneş ve ay. Her zaman oralarda bir yerlerde seninle selamlaşmayı bekliyor. Kimseye izin verme. Kalbin kimsenin avucunda sıkışmasın. Kendi yolun, kendi hayatın olsun daima.

Bugün sana dedi ki,

Sen üzülme, haklıysan zaman seni haklı çıkaracak ve sen kalbini boşuna yormuş olacaksın.

Ve gösterdi ki,

Olmuyorsa bırak. Üzülmene değmediklerini göreceksin.

Bugün seni çok sevdi. Sen kendini sevdikçe günler de seni çok sevecek, göreceksin.

24.08.19*

1926- 1962 Sıkışan Bir Hayat.. Marilyn Monroe.

Ofisime ait hissetmek için masamı kişiselleştirmeye başladığım dönemde harıl harıl Marilyn Monroe’ya dair bir şeyler aramaya koyulmuştum. Bir biblosunu buldum sonra. Yağmurlu bir günde, iş çıkışında, mesai yorgunluğu üzerimdeyken gidip aldım. Kendimce büyük bir para verip buna rağmen ona kavuşunca deli gibi mutlu olduğumu çok iyi hatırlıyorum. 1.5 yıldır da hep benimle..

‘Biri’ bana sormasaydı asla düşünmezdim bile bu bibloyu, bu kadını neden bu kadar sevdiğimi. Uzunca düşündüm bu soru sayesinde. Öyle ya sürekli görmek isteyip gördükçe mutlu eden şeyler nadirdir insanın hayatında. Marilyn de ‘doğrularından’ çok ‘yanlışlarıyla’ göz önünde olan biriydi en nihayetinde. Nasıl benim için özel olabilirdi ki?. Benim için önceleri o da dışı güzel içi boş diye genellediğim (çok yanlış evet ama hangimiz ilk izlenim sonucunda hızlıca bi genellemeye varmıyoruz ki) biriydi. Onu hiç merak etmemiştim. Bir gün;

“She was a girl who knew how to be happy even when she was sad. And that’s important.” sözünü gördüm. Aşağı yukarı bu tarz bir hayat felsefem olduğu için sanırım kimdir nedir bakmak istedim.

Zorluklarla dolu bir çocukluk geçirmiş bir kadının ölmek veya ona diretilen hayatı yaşamak yerine kendi istekleri için hayatını konfor alanından çok farklı bir yere çevirebilmiş olması beni çok etkiledi. Düşünsenize biz bize saçma sapan dayatmalara bulunan işyerlerimizden bile ayrılamazken…

+Peki yaptıkları ahlak çerçevesinden bakınca nasıl gözüküyor?.

-Nasıl gözüktüğünün ne önemi var ki ahlak, doğrular ve gerçekler her zaman çok açık olmayabiliyorken, dönemler, koşullar ve hayatlar tamamen değişebilirken.. Eleştirebilecek konumda değilim diyebilmeliyiz hatta.

Teşekkürler Marilyn. Benim kafamda kurduğum Marilyn gerçek Marilyn’den tamamen farklı olabilir. Bu da onu benim Marilyn’im yapar. Güçlü kadın, mutlu kadın, kendi istekleri doğrultusunda kendi seçimleriyle yaşamış kadın. Bu dünyada bunu yapamayan bir sürü insan varken sen bana her gün özgürlüğümü ve özgünlüğümü hatırlatıyorsun güzel kadın.

Tanınmanın Dayanılmaz Hafifliği

Yeni nesil insanlar olarak aslında ne yemeğe ihtiyacımız var ne de suya.. Ne aşka ne de ihtirasa.. Asıl ve en önemli ihtiyacımız kesinlikle dinlenmek.. Birinin omzundan da bahsetmiyorum bir ağaç gölgesinden de.. İsteklerimizi, düşüncelerimizi, kırgınlıklarımızı kızgınlıklarımızı, hatalarımızı belki de.. Birilerinin merakına ihtiyacımız var.

O kadar şaşırıyorum ki hayatım ne çok eksikmiş önceleri. Çayımı nasıl içtiğimi, sıkıldığımda ne yaptığımı, üzüldüğümde ne istediğimi, kime kırıldığımı, neye alındığımı… Bunu neden yapmadın değil de bu yaranı ben çok güzel öperim, seni ben çok güzel severim denmesini.. bilmezdim bu güzellikleri.

Yıllardır hep tek başıma bir bütündüm. Kimse kıramamıştı kabuğumu. Her zaman her filmde kolayca gördüğümüz şişman ve sevimli kızın komik dünyası. Şakalar, güler yüzlülükler. Kimse içini merak etmemişti ki o kızın, kabuk nasıl kırılsın?. Kabuk neden kırılsın?. Ama kırıldı işte artık..

“Sen bundan korkuyorsun ama korkman gereken hiçbir şey yok, ben yanındayım.”, “Bunu bilmiyor olabilirsin nolabilir ki ben sana öğretirim.”, “Bu konularda çok farklıyız ama iyi ki de farklıyız, beni dengeliyorsun..”larla kolayca kırıldı o kırılmaz sandığım kabuklar.

Harika bir güven hissi bu. Sipariş verirken her defasında “2 çay, 1’i büyük. Küçük olan açık ve şekersiz lütfen, hanımefendiye!.” :))

Let's Go!

Yine ben, yine değişen kararlar. Arkadaşlar yeni yıla yeni karar mı verilirmiş onunla onun ne alakası var ohoooo bırakın bu işleri dememin üzerinden 2 hafta geçmiş bile. O zaman söylediklerim zaman aşımına uğramış sayabiliriz bence. 😅 Nitekim ben bugün yeni yıl yeni ben yeppaaa 2021’e şöyle böyle giricem temalı adımlar attım bugün. 😂

Aman iyice kilo vereyim hiç yağ kalmasın, mümkünse squat etkisi de olsun gibi isteklerim için attığım adımlar, yaptığım programlardı bunlar ama olsun. Asıl mesele ideal kendime yaklaşmak bence sonuçta tabii takvimle alakası yoktur bunların. Aman ya canım kendim. Oh.

Bazı Günler Çok Soğuk.. 07.01.2010

Çok özlüyorum. Küçücüktüm hatırladıklarımda. Telefonunu kurcalardım, sevgilin var mı bakardım. Kıskanırdım seni. Küçücük çocuktum, bilmezdim bunun kıskanmak olduğunu bile. Ama kıskanırdım. Seni başkasıyla paylaşmak istemezdim hiç. Kucağından inmezdim..

Tam 10 yıldır yoksun. Tam 10 yıldır parfümünü başkalarında duyuyorum.. Tam 10 yıldır seni çok özlüyorum.. Nerde bı yalnızlık duysam, bı ölüm, bı ıssızlık.. Gözlerime sen doluyorsun. Artık boyunu bilemiyorum, saçlarının seyrekliği canlanmıyo gözümde eskisi gibi.. Gitmeseydin boyum sana yetişecekti belki.. Belki de topuklu ayakkabımla geçecektim seni. Saçların iyice dökülecekti eminim. Daha 30una gelmeden kaybetmiştin çoğunu zaten. 🙂

Senden sonra böyle oldum işte.. Ciddi kalamıyorum uzun süre. Korkuyorum nedense.. Biri fark etmemi sağladı bunu, bilmiyordum neden her şeye güldüğümü, hiçbir şeyi ciddiye almadığımı.. Artık biliyorum.. Senin gidişin o kadar soğuktu ki. Kalbim o kadar sıkıştı ki senin yokluğunda. Çareyi yokluğunu yok saymakta buldum. Önemli her şeyi de yok sayıyorum artık..

Senin yokluğun beni çok değiştirdi. Gitmene hiç hazır değildim. Kimse hazır değildi. Belki kimse ölümlere asla hazır olmaz bilemiyorum.. Ama ben sana veda etmeye hiç hazır değildim. Belki ilk kez itiraf ediyorumdur bunu şu an kendime. Ama benim ilk aşkım sendin..

Gitmemeliydin. Ne bileyim.. Belki herkeste ölüp bende yaşamalıydın. En azından bende kalmalıydın.. Benden de gittin. Bi anda. Çok uğraştım seni tekrar görmek tekrar duymak için.. Rüyalarda, hayallerde, dalgınlıklarımda birilerini görmek istedim.. Sana benzeyen birilerini.. Yanılgı da olsa bir anlığına varlığına ihtiyacım oldu hep. Varmışşın gibi..

Gitmene hazır değildim.. 10 yıl oldu hala hazır değilim.. Gitmesen keşke aklımdan. Ama hatırlamakta zorlanıyorum artık.. Acısı hep boğazımda düğümlense de yokluğunun, varlığının güzelliği silinmekte.. Buraya seni affettiğimi yazmak istedim nedense. Belki görüyorsundur bilmiyorum.. Ama görüyorsan eğer seni hala çok seviyorum. Çocuksu bi düşünceyle sana çok kızgındım beni bırakıp gittin diye. Kızmıyorum artık bilmeni istedim.. Seni çok seviyorum ve artık sana kızmıyorum.. Huzurla yanına gelmemi bekle..

~Kendime Kendimce Bir Not~

“Bir an bile vazgeçmedim, kendi yolumdan.” O kadar güzelsin ki. O kadar güzel ki kendine ait yolunun olması. Kendi ayak izlerinle kimseyi takip etmeden ilerlemek. Özgürlükse bu, en güzeli.

Düşüyorum, ayağa kalkıyorum, tabii ki kararlar verip bazen de bocalıyorum. Ama hayat bu, kafamı kaldırıp yüzümü gökyüzüne çevirince derin bir nefes alıp hissediyorum. Yaşıyorum! Bir birey olarak sonsuz ihtimaller arasında şu gezegende önemsiz bir noktayım ya da kendi noktasında bir evrenim ve dolu dolu varım. Varlığımla önemli veya önemsiz dokunuşlar yapıyorum. Dokunuyorum hayata!

Somut anlamda kararlıyım, soyut anlamda oldukça kararsızım. Kararsızlıklarım yoluma zikzaklar çiziyor ben de zevkle yürüyorum. Bolca geri dönüyorum bakıyorum. İlerleyemiyorsam gökyüzüne bakıyorum. Kendimce hep küçük adımlar atıp bolca nefes alıp kendi ritmimi yakalıyorum. En keyiflisi! Ayaklar seninse, yol daha önce hiç çizilmemişse yaptığın her şey gerekenin doğasının ritmi oluyor. Ne erken ne geç, tam zamanında..

Kendi yolumu çiziyorum. Ne çizildi ben de bilmiyorum. Kader de değil, plan da değil. Etken de değil, edilgen de değil. Küçük sakin ama kocaman , durgun ve inanılmaz hareketli, öyle ama öylece özgün ve kendine özgü.. Nefes al. Nefes ver. Gökyüzüne bak. Her şeyi her zaman düşünmek gerekiyor, hadi hiçbir şey düşünme. Yol çizilsin tabii ama önce sen yaşa!

Yeni Yıl Yeni Kararlar ..

Yeni yıla harika kararlar alıp başlıyoruz. Hayallerimizi hep saatin 12’yi vurmasına erteliyoruz. 2020’de kilo veriyoruz, vücut geliştiriyoruz, muhteşem notlar alıp ortaklıklara başlıyoruz. Girişimci de oluyoruz dünyayı da turluyoruz. 2019’da bunlar için ne mi yaptık?. Ne önemi var işte yeni yıl yeni kararlar 🙂

2019 benim için o kadar hareketli geçti ki, iş hayatım olsun iç dünyam olsun, çok karışıktı.. Ama bana bir şey öğretti. Bir hayalin varsa onu hemen şimdi yap. Ertelediğin ve yeni yılı beklediğin sürece, o hayal sonraki yıla ertelenmeye mahkum kalıyor. Avrupa’ya gitme hayalim hep vardı. Kendi paramı kazanıp yurtdışına çıkmak.. Bunun için yeni yılı beklemedim. Bir anda oldu, birikim yapmak, rota çizmek, biletler, vize… Bir anda.. Uçaktayken bile farkında değildim en belirgin hayalime tik atıyor olduğumun.

Ve eski yıl.. Canım 2019. Sen bana aşkı verdin. Kalbimin yerini gösterdin. “Külkeçisi; bak, dokun ve güven ona.” dedin.. Ne kadar kaçsam da, bavulumu alıp çıksam da.. Ahşap bir bankta, bir İzmir akşamında ona tutuldum. Hala her sabah, öğle, akşam.. Hala hep.. Bence ölene dek. Kalbi güzel insanlar iyidir.. Dışı güzelse daha iyi.. Sizi seviyorsa daha da iyi. Ama bunları düşünmeye fırsat vermeyecek kadar diğer yarınızsa bu kişi.. Kalbini kalbiniz gibi görüyorsanız, tanıyorsanız.. Eski yıla teşekkür edip yeni yıla dönüp bakmadan gidip ona sarılın. Onunla olunca takvim sadece takvim oluyor. Yolda yürürken bile yanınızda o varsa yer ayağınızın altından kayıyor çünkü.

Teşekkürler 2019! Hoş gel 2020! Senden bi şeyler beklemiyorum. Diğer yıllardan hep bir şeyler bekledim. Şimdi sen gel ve yalnızca mutluluğuma ortak ol hadi. 🙂